Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web


kalori

sanal dergi

abur cubur

hipnoz iletisim

site haritasi

acik bufe

sanal dergi

s a n a t / s a n a t s a l y a z i l a r

Sehrin her karisi bir sanat...Sehrin her insani bir sanatci...

Dunya durmaksizin degisiyor. Oyle bir degisim ki ne karsi koyabiliyorsunuz, ne de disina cikabiliyorsunuz. Yaptigimiz tek sey kendimizi bu degisimin kucagina birakmak. Goz acip kapayana dek karsimiza butun hasmetiyle dikilen tas binalar, hayatimizi eline almis makineler, bitip tukenmek bilmeyen gurultu, telas, kosusturma ve butun bunlarin, butun bu karisikligin icinde ezilen, ellerimizden yavas yavas kayan, kaybolan sehrin gercek degerleri...gercek sanat eserleri, gercek sanatcilar, belki de gercek bir yasam...
Hepimiz cogu zaman cok siradan yasadigimizdan sikayet ederiz. Oysa siradanligin nedeni sadece kendi kendimiz. Bakiyorum da siradanligi kendimize ilke edinmisiz. Kullandigimiz en basit esyalar bile basma kalip. Ozellikle gunumuzde butun yasami elinde tutan fabrikalar ve bu fabrikalarin urettigi her sey bunu oyle bir percinliyor ki bazen; bizim mi makineleri kullandigimiza, yoksa onlarin mi hayatimizi sekillendirdigine karar veremiyorum. Hayatimiza oyle bir girmisler ki cogu zaman gozumuzun onunde duran en degerli seylere bile artik burun kivirir olmusuz. Artik ne el emegi var hayatimizda ne de goz nuru...kulturumuzun gercek sanat eserleri bile artik muzelik olmak uzere. Ocak basinda ter dokulerek yapilan demir esyalar, iceriye girince cigerlerimizi cam kokusuyla dolduran marangozhaneler, tozlu, kucuk dukkanlarda yapilan en guzel sanat eserleri...yaz aylariyla ortaya cikan ve bu kisacik zamanda bile pek nadir rastladigimiz su testileri bile artik huzunlu. Bin bir emekle islenmis, islenirken icine biraz gecmis, biraz gelecek icin umut eklenmis, kara topragin belki de en zarif halinden su yerine biraz sitem, biraz huzun iciyoruz.


İnsanlari anlamak ne kadar zor. Hangimiz el emegiyle, ozveriyle, sabirla ortaya konulmus birkac esyayi gormeden gecebiliyoruz. Yada hangimiz sayisi parmakla sayilabilecek kadar azalmis, fakat tum gucuyle savasarak ayakta kalmis, bize kucak acmis birkac dukkani gordugumuz zaman gecmisimizden, en cok sevdigimiz, unutamadigimiz anilarimizdan, yasamimizdan, sevdiklerimizden... kisacasi kendimizden bir seyler bulmadan, bir seyler yasamadan, bir seyler dusunmeden gecebiliyoruz. Oyleyse hala neden gercek sanatimizin avuclarimizdan akip gitmesini izliyoruz. Toprak su testilerini neden hala uzuyoruz. Onlari yapan usta parmaklarin umutlarini, sevgilerini, ozverilerini neden dusunmeden yok ediyoruz. Her karisi sanat, her insani sanatci olan sehrimizin degerini bilmeden yasiyoruz. Bu eserler bizim, bu sanatcilar da bizim ve bu guzel sehir yine bizim peki hala neden yasamadan yasiyoruz....

Sehrin her karisi bir sanat...Sehrin her insani bir sanatci...

Dunya durmaksizin degisiyor. Oyle bir degisim ki ne karsi koyabiliyorsunuz, ne de disina cikabiliyorsunuz. Yaptigimiz tek sey kendimizi bu degisimin kucagina birakmak. Goz acip kapayana dek karsimiza butun hasmetiyle dikilen tas binalar, hayatimizi eline almis makineler, bitip tukenmek bilmeyen gurultu, telas, kosusturma ve butun bunlarin, butun bu karisikligin icinde ezilen, ellerimizden yavas yavas kayan, kaybolan sehrin gercek degerleri...gercek sanat eserleri, gercek sanatcilar, belki de gercek bir yasam...

Hepimiz cogu zaman cok siradan yasadigimizdan sikayet ederiz. Oysa siradanligin nedeni sadece kendi kendimiz. Bakiyorum da siradanligi kendimize ilke edinmisiz. Kullandigimiz en basit esyalar bile basma kalip. Ozellikle gunumuzde butun yasami elinde tutan fabrikalar ve bu fabrikalarin urettigi her sey bunu oyle bir percinliyor ki bazen; bizim mi makineleri kullandigimiza, yoksa onlarin mi hayatimizi sekillendirdigine karar veremiyorum. Hayatimiza oyle bir girmisler ki cogu zaman gozumuzun onunde duran en degerli seylere bile artik burun kivirir olmusuz. Artik ne el emegi var hayatimizda ne de goz nuru...kulturumuzun gercek sanat eserleri bile artik muzelik olmak uzere. Ocak basinda ter dokulerek yapilan demir esyalar, iceriye girince cigerlerimizi cam kokusuyla dolduran marangozhaneler, tozlu, kucuk dukkanlarda yapilan en guzel sanat eserleri...yaz aylariyla ortaya cikan ve bu kisacik zamanda bile pek nadir rastladigimiz su testileri bile artik huzunlu. Bin bir emekle islenmis, islenirken icine biraz gecmis, biraz gelecek icin umut eklenmis, kara topragin belki de en zarif halinden su yerine biraz sitem, biraz huzun iciyoruz.


İnsanlari anlamak ne kadar zor. Hangimiz el emegiyle, ozveriyle, sabirla ortaya konulmus birkac esyayi gormeden gecebiliyoruz. Yada hangimiz sayisi parmakla sayilabilecek kadar azalmis, fakat tum gucuyle savasarak ayakta kalmis, bize kucak acmis birkac dukkani gordugumuz zaman gecmisimizden, en cok sevdigimiz, unutamadigimiz anilarimizdan, yasamimizdan, sevdiklerimizden... kisacasi kendimizden bir seyler bulmadan, bir seyler yasamadan, bir seyler dusunmeden gecebiliyoruz. Oyleyse hala neden gercek sanatimizin avuclarimizdan akip gitmesini izliyoruz. Toprak su testilerini neden hala uzuyoruz. Onlari yapan usta parmaklarin umutlarini, sevgilerini, ozverilerini neden dusunmeden yok ediyoruz. Her karisi sanat, her insani sanatci olan sehrimizin degerini bilmeden yasiyoruz. Bu eserler bizim, bu sanatcilar da bizim ve bu guzel sehir yine bizim peki hala neden yasamadan yasiyoruz....

s a n a t / f o t o g r a f
Neden Fotograf...

Belki diyorum, cunku cok sey soylenebilir, konusulabilir neden fotograf konusunda. Sadece bir anı, gecmis zamanı dondurup tekrar hatırlamak icin cekilen bir aile resmi olabilecegi gibi, bunu sadece sanat adina yaptigini soyleyenler de mutlaka olacaktir. Reklam icin ticari, siyaset icin etkileyici, emniyet icin bilgilendirici, basin icin gorsel, seyyah icin akilda kalici, bilim icin arsivsel... saymakla bitmez fotografin islevi. Ama cagin, hayatimizla en ic ice girmis bir eylemidir resim cekmek. Hayatinda deklansore hic basmamis bir kisi bile, makinenin karsisina gecip kasilarak bir poz vermistir mutlaka. Bir savasin vahsetini en iyi resimlerde yuregimizde hissetmisizdir ya da sevdigini cebinde tasimanin baska hangi yolu vardir, belki de fotograf... her ne olursa olsun biz bu isi severek ve zevk alarak yapmanin otesinde bunun yeni dogan bir sanat olduguna da inaniyoruz. Gelecek sayimizda fotografin pratigi ve felsefesi hakkinda konusmaya devam edecegiz. Bu ise simdiye kadar hic baslamayanlara onerim hemen bir film almalari ve etrafinda gordugu guzel seylerin en iyi, en dogal hallerini yakalayarak deklansore basmalari.


Belki bu sorunun cevabi biraz da Gorki’nin su misralarinda saklidir.


Kapinin onunde, bir direge dayanmis

Uc yasinda bir cocuk egilmis duruyor

Yuzu ne cok benziyor yuzume benim


Allah alsin canini ! Duran benim !

Gelecek sayimizda gorusmek dilegiyle.


yasagin adi:
Mehmedin Kitabi
Guneydogu'da Savasmis Askerler Anlatiyor
Nadire Mater

Metis Yayinlari / Siyah Beyaz Dizisi


Dunyadaki hicbir savas haberlerdeki, TV goruntulerindeki gibi olmamistir. Mermiler parcalar, yaralar, sakatlar ve oldurur. Orada olmak, asker olarak catismanin tam ortasinda olmak baskalarina nasil aktarilabilir ki?
Adlari ne olursa olsun askeri "Mehmet" diye biliriz. Oysa askerler de hepimiz gibi birilerinin cocuklari, kardesi, esi, sevgilisi ya da babasi olan adi sani belli insanlardir. Mehmedin Kitabi'ni boyle 42 genc insan yazdi. Onlar askerliklerini 1984-98 arasinda Guneydogu'da, Olaganustu Hal Bolgesi'nde yaptilar. Baslarindan gecenlerin muhasebesini sizlerle paylasma cesaretini gostererek bu kitabi yarattilar.
Mehmedin Kitabi sosyolojik ya da politik degerlendirmeler yapmayi amaclamiyor. İsteyerek ya da istemeyerek kendilerini catismanin ortasinda bulan kanli canli insanlarin sesini topluma duyurmak, yasananlara onlarin baktigi yerden de bakilmasini saglamak, bu kitabin amaci.
Elbet her sey bu kitaptakinden de ibaret degil. Dinlemek ve okumak da, sonucta orada olmak degildir cunku...

Kitap satis disidir. Yayinlandiktan hemen sonra toplatilmistir. Satilmasi yasaklandigi icin elimizde bir adet mevcut olan kitabi sadece inceleme amacli okuyucularimiza sunuyoruz. Ve kitabevi olarak gelecekte yasaksiz bir Turkiye’de yasamayi diliyoruz.


Schrodinger’in Kedisi
1.Kitap / Kabus
Alev Alatli / Boyut Yayinevi


2020'li yillar... Postnisinde Yuce Pir'in oturdugu Yeni Dunya Duzeni tarikati iktidarini hizla guclendirmektedir. Tarikati olusturan vasil, salik, murid ve talipler, "Son Hakikat" dedikleri dunya goruslerini gezegenin butunune teblig etmekle yukumludurler. Dunya halklari ya "Teklesmis Varolus"ta eriyecekler ya da genleri yok edilmek suretiyle mutlak bir biyolojik olumle karsi karsiya birakilan Somurulmezler'in ve Lanetliler'in kaderini paylasacaklardir. Postmodern Fasizm. "Tek bir dunya, tek bir devlet, tek bir bayrak!" sloganiyla ozetlenen cagdas degerlerini, evrensel medyanin tum olanaklarini kullanarak dayatir. Yuce Pir'in Kutsal Koalisyonu ile bas edebilecek tek bir guc vardir: Schrodinger'in Kedisi. Erwin Schrodinger'in kedisi, yeni fizigin maskotudur. Ayni anda olu ve diri olabilmek gibi akil almaz bir bilimsel gercekligi temsil eden Schrodinger'in Kedisi. Yuce Pir'in ve onun Kutsal Koalisyon'unun onundeki tek engeldir. Bu karsin, Schrodinger'in Kedisi bir bilim-kurgu romani degildir. Tersine, 1950-2035 yillari arasinda yasayan Cankiri dogumlu psikoterapist İmre Kadizade'nin yildizlarin İblis'i recmetmekte kullanilan taslar olarak gorundukleri bir ortamdan, 21. Yuzyila, yeni fizige, kaos teorisine, sacakli mantiga uzanan zihinsel cenklerinin hikayesidir.

"Alev Alatli'nin uzun yillardir uzerinde calistigi dev romani, ulkemiz edebiyatindaki ilk capli 'Anti-Utopya' ozelligini altini cizdirecek bir tonlamayla okurun ve dusunebilen Turk insaninin ilgisine sunuluyor. Bir gerilim romaninin tempo ve heyecanini bir an bile elden kacirmadan, ulke olarak neden on-insanlar asamasinda kaldigimizin cozumlemelerini yapiyor, acimasiz gercekleri birer tokat gibi yuzumuze carpiyor... Schrodinger'in Kedisi'ni tokat yemekten bitap dusmus, yenik fakat dersler almis bir insanin bilgelesmis, kulcelismis, felsefeyle kutsanmis agirbasliligiyla bir kenara birakirken, kendi yasaminiz ve ulkenin acinacak hali uzerine bin bir ant icerek yeni gunlerinize basliyorsunuz. 20. yuzyilin acilarla dolu yasaminda yer almis her Turk aydinin muhakkak okumasi gereken gorkemli bir yapit.

Schrodinger'in Kedisi"
Turkce; 13,5 x 19 cm.; 624 s.; ; İstanbul Kasim 1999

anlayis kitabevi artik evinizde

sarmal.dostweb.com

ana sayfaya gitmek icin klikleyin
sarmal

mevlana sayfalari hazirlaniyor
gel her ne olursan ol yine gel



sarmal.com